Haberler

Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan PEKER’in 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Mesajı

Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan PEKER’in 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Mesajı

15 TEMMUZ: "İRADE BİZİM, ZAFER BİZİM!"

15 TEMMUZ’UN BİZE ÖĞRETTİKLERİ

İnsan; akıl, ruh ve bedenden ibaret bütünsel bir varlıktır. Akıl ile ortaya konulan zihin, doğrudan hayatımızı şekillendirir. Nitekim kültürümüzde yer eden “Allah zihin açıklığı versin” duası, özünde Allah’ın bizlere iyiyi, doğruyu ve güzeli görmeyi nasip etmesi temennisidir. Görebilmek; zihin ile hayata ışık tutmak, zihniyeti sevgi, barış ve adalet üzerine inşa etmektir. Zihniyeti temiz tutmak, toplumsal huzurun ilk şartıdır. 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi fiziki olarak nihayete erdi; ancak asıl soru şudur: Zihniyet bozuklukları ve bu girişimin bilinçaltımızda bıraktığı izler devam ediyor mu? Bilinçaltı, bireyin tutumlarını oluşturarak kararlarını ve ilişkilerini belirler. Dolayısıyla, 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi ile ilgili tüm bireylerde bilinç ve bilinçaltını dönüştürmek Milli Birliğin anahtarıdır. Söz konusu dönüşüm hem toplumsal birlikteliğimizi pekiştirecek hem de kurum ve kuruluşlarımızın işlevsellik, fonksiyonellik ve verimliliğini artıracaktır. Bu dönüşümü başlatmak için öncelikle şu kritik ve yetkin soruları sorma becerisini göstermeliyiz: “Biz neden 15 Temmuz’u yaşadık?” “Bu hain darbe girişimi, beni ve bizi kim olmaya çağırıyor?” Ancak, bizler birey olarak bu ve benzeri soruları sorduğumuzda bakış açımız değişir. Bakış açımızın değişmesi ise tutum ve davranışlarımızı dönüştürür. Böylece 15 Temmuz hain darbe girişimi zihniyeti bize çok şey öğreten bilge bir öğretmene dönüşür. Bu sayede gaflet ve delalet içerinde kirli ilişkilerini devam ettirmek yerine işine iş ahlakı ve milli birlik şuuruyla sarılma ve dolayısıyla kurumsal verimlilik artar, ülkemizin huzuru için en iyinin daha iyisi için hak ve hakikate bir adım daha yaklaşılır.

Her büyük tarihi olayda olduğu gibi, 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi de şehitler verdiğimiz, bizden canlar koparan ama aynı zamanda büyük bir hakikati açığa çıkaran bir dönüm noktasıdır. Bu süreç, görünmeyeni görünür kılmış ve şu yetkinlikleri önümüze koymuştur:

• Birlikteliğin Gücü: Bağlılıklarımızın, ayrılıklardan çok daha hayati olduğunu anladık. Birlikte bereket, ayrılıkta azap vardır.

• Ortak Beklenti ve İdeal: Beklentimiz vatanın bölünmez bütünlüğü, demokrasi ve özgürlük olunca, "başarısız olur muyuz" korkusu ortadan kalktı.

• Hakikatle Bağ Kurma: Hayal kırıklıklarımız olsa da hakikatle olan bağımız (demokrasi, özgürlük ve vatan sevgisi) hepimizi sokaklara döktü ve günlerce süren demokrasi nöbetleriyle perçinlendi.

Bu süreç bazılarımızda belirtilen hususlarda içsel bir derinleşmeye yol açarken, bazılarımızda ise sertleşmeye neden oldu. Yaşanan olay aynı olsa da bireylerin olaya verdiği anlam, davranış biçimlerini farklılaştırdı. Demokrasi ve Milli Birlik anlayışıyla Türkiye Yüzyılı için daha çok çalışanlar. Bir taraftansa “Sneaky” davrananlar.

Bugün toplum olarak sabırla gözlemliyoruz. Ancak sabır, pasif bir bekleyiş ya da eylemsizlik değildir ve olmamalıdır. Gerçek sabır; dağılmadan taşıyabilmek, zorluğun ortasında yönünü kaybetmemek ve kaçmadan kalabilmektir. Bu yönüyle sabır, güçsüzlerin çaresizliği değil; içsel dayanıklılık geliştirmiş güçlü insanların vasfıdır. Bu vasıf, gönüller yıkmak isteyen anarşist zihniyete karşı, gönüller yapmak isteyen yapıcı bir zihniyetin kalesidir. Terör ve darbe bitmiştir; şimdi sıra millet olarak hep birlikte bu yıkıcı anarşist zihniyeti kurutmaktadır. Bilinmelidir ki, insanı tüketen şey işlerin yoğunluğu değil; kendisine, mahallesine, ülkesine ve insanlığa yabancılaşmasıdır veya etrafında böylelerinin nadir de olsa varlığıdır. İnsan en çok özünden, vatanından, milletinden, ümmetinden ve insanlığından uzaklaşmış sosyal yapılarda ve bilhassa bu bireysel ruhta yorulur. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek, kendisiyle ve dünyayla barışık olmak, adaleti mülkün temeli bilmek ve mülkün tek sahibinin Yüce Allah olduğuna iman etmek en büyük huzurdur.

Örgütlerine veya başkalaşmışların beklentilerine göre yaşamak şeklinde yapay rolleri sürdürmek ve daima sadakatle bağlı güçlü görünmeye çalışanlar bilmelidir ki bu tutum ve davranış insanı özünden uzaklaştırır. İnsan bazen dış dünyayı tanır ama kendisini tanımaz olur. Oysa 15 Temmuz gibi büyük sarsıntılardan sonra öfkeyi, korkuyu ve üzüntüyü dürüstçe görebilmek ve içsel bir farkındalık becerisi oluşmuştur. 15 Temmuz Hain Darbe Girişiminin bize yani ülkemizde yaşayan 86 milyona görmemizi sağladığını görmemiz gerekiyor. Görülmeyen hiçbir şey dönüştürülemez. Birey ve toplum olarak meselelerden kaçınmak geçici bir rahatlık sağlasa da millet olarak milli birlik için kalıcı bir huzur getirmez. Hepimiz 15 Temmuz’un bize gösterdiği Birlikteliğin Gücünü, Ortak Beklentiyi ve Hakikatle Bağ Kurmayı gaflette hiçbirimiz kalmayacak şekilde birbirimizi aydınlatmalıyız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Türkiye'deki 86 milyon vatandaşın tamamı kanun önünde eşittir ve herkes anayasal güvence altına alınmış aynı hak ve özgürlüklere sahiptir”, … toplumsal kucaklaşma ve birlik mesajlarında köken, mezhep veya yaşam tarzı ne olursa olsun herkesin aynı devletin vatandaşı olduğunu ve herkesin haklarını korumanın öncelikleri arasında yer aldığını ifade etmektedir.

15 Temmuz’u düşünmezse rahatlayacağını, konuşmazsa unutacağını, üzerini örterse kapanacağını zannedenler yanılmaktadır. Çünkü kaçınılan her konu, zihinde daha fazla enerji tüketmeye başlar. İnsanlar yaşadıkları olaylardan değil, onlardan kaçmaya çalışmaktan yorulurlar. Açlık beden için neyse, acı da ruh için odur. Açlık bedenin bir ihtiyacını haber verirken; acı, içeride şifalanması gereken bir noktayı işaret eder. 15 Temmuz, belki de yıllardır ihmal edilmiş birlik ve beraberlik duygusuna, bastırılmış örgüt psikolojisi korkularından kurtuluşa ve her zaman canlı olan vatan sevgisi hakikatini her zaman her yerde yaşatmamıza etkili olmuştur.

Asıl mesele 15 Temmuz için sebepleri konuşmaktan ziyade “verdiği mesajı anlayabilmektir”. Kâinatta tesadüf yoktur, tevafuk vardır. Varlıkta Allah’tan başka fail yoktur ve her olayın ardında öğrenilecek bir anlam saklıdır. Bu bilinçle sormamız gereken nihai soru şudur: “Bu olay bana neyi gösteriyor ve benden hangi dersi almamı bekliyor?” Dersi almak kadar ne yapmam gerekiyor? “Bilmek, yapabilmek ve olmak süreci” tamamlanması gereken önemli bir vazifedir. Belirsizlik ve bekleyiş olmamalıdır. İnsan, yaratılışı gereği belirsizlikten, kayıptan ve beklemekten hoşlanmaz. Doğası sabırsızlığa eğilimlidir; ancak çoğu zaman sabrın gerçek ve asil anlamını ıskalar. Bilinmelidir ki daha önce de ifade edildiği gibi Sabır; pasif bir eylemsizlik ya da çaresiz bir bekleyiş değildir. Aksine sabır; ruhsal olarak dağılmadan taşıyabilmek, zorluğun ve kaosun tam ortasında yönünü kaybetmemek, kaçmadan kalabilmektir. Bu yönüyle sabır, zayıfların değil; içsel dayanıklılık ve yüksek ruhsal yetkinlik geliştirmiş güçlü insanların vasfıdır. Yıkıcı anarşist zihniyetlerin aksine, sabır her zaman gönüller inşa etmek isteyen yapıcı bir bilincin tezahürüdür. Genel olarak karşımıza çıkan ve hoşumuza gitmeyen durumlar değiştirmemiz gereken derin bir yönümüz olabilir. Unutulmamalıdır ki, şer gördüklerimizde hayırlar gizlidir. Nefis her zaman rahatlığı ve kaçışı arzular; oysa ruh, ancak zorluklarla yüzleşerek büyür. Modern psikoloji bilimi de sarsıcı duygusal deneyimlerin sinir sistemi üzerinde çok uzun süreler etkisini koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İnsan zihni; tehdit, kayıp ve incinme içeren travmatik olayları, sıradan anılara kıyasla, çok daha güçlü bir biçimde kaydeder. 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi, tam da bu niteliktedir. Birey veya millet olarak bu tür büyük olayları "unutmaya çalışmak" asla bir çözüm olmadığı gibi, doğru bir yaklaşım da değildir. Çünkü geçmiş, yalnızca soyut bir bilinçte saklı kalmaz; beden ve toplumsal hafıza da hatırlar. Bugün toplumda hissedilen gerginlikler ve huzursuzluklar, geçmişte tamamlanmamış ve özellikle de doğru anlamlandırılamamış duygusal süreçlerle doğrudan ilişkilidir. Keza 15 Temmuz Hain Darbe Girişimine kalkışan hain odakların kalplerini bağlayan o karanlık pas, bir anda değil; hakikatten uzaklaşarak zaman içerisinde birikerek oluşmuştur. Millet olarak nasıl ki hep birlikte bu acıyı bertaraf ettiysek aynı kararlılıkla onun görünmeyenleri görmemizi sağladığını bilerek anlamsız kalmaması için veya anlamını doğru görmemiz için harekete hız vermeliyiz. Yaşanan sarsıcı olayın ruhumuzda bıraktığı anlam doğru inşa edildiğinde ve 15 Temmuz Demokrasi ve Milli birlik ruhu yaşatıldığında kalpler huzura kavuşacaktır. İçeride görünmesi gereken ilahi bir mesaja yönelmemiz elzemdir.

15 Temmuz Hain Darbe Girişimi’ne yüklenmesi gereken en doğru ve köklü anlam şudur: Bu tarihi gece, aziz milletimizin kendi geleceğini belirleme hakkına, milli iradesine, bağımsızlığına ve demokrasisine sahip çıkma kararlılığının dünyadaki en güçlü göstergesi olmuştur. O gece meydanlarda ortaya konulan birlik ve beraberlik ruhu, ülkemizin ortak hafızasında yer alan en önemli kurucu unsurlardan biri haline gelmiştir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ ın liderlik göstererek milleti meydanlara davet etmesi ve direnişi başlatan yüksek iradesi; bu çağrıya tereddüt etmeden canı pahasına karşılık veren MİLLETİMİZİN sarsılmaz kararlılığı ve DEVLETİMİZİN tüm kurumlarıyla sergilediği güçlü duruş, 15 Temmuz’un tarihi derinliğini oluşturmuştur.

Hain FETÖ darbe girişiminin üzerinden geçen on yıl, yalnızca geçmiş acıların hatırlandığı bir takvim yaprağı değildir. Bu on yıllık eşik; 15 Temmuz ruhunun toplumsal hafızada kurumsallaştığı, milli bilincin kök saldığı ve gelecek kuşaklara aktarımının yeni, stratejik bir aşamaya ulaştığı kritik bir dönüm noktasıdır.

Bugün Munzur Üniversitesi olarak, devletimizin tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte demokrasiyi koruma yönündeki bu güçlü ve kararlı duruşu akademide büyük bir azimle sürdürüyoruz. Bu kapsamda düzenlediğimiz 10. Yıl Dönümü Anma Etkinlikleri; milli hafızayı tazelemek, toplumsal dayanıklılığımızı pekiştirmek ve Türkiye’nin demokratik direncini hem ulusal hem de uluslararası kamuoyuna en doğru bilimsel ve sosyal çerçevede anlatmak bakımından hayati bir önem taşımaktadır.

Üniversitemizde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından başarıyla yürütülen “15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü Anma Çadırları” projesine güçlü bir katkı sunmak amacıyla, bu yıl çok anlamlı bir hafıza çalışmasını hayata geçiriyoruz: “Munzur Üniversitesi 15 Temmuz Yaşayan Hafıza Defteri.” Başta akademik ve idari personelimiz, geleceğimizin teminatı olan öğrencilerimiz ve onların kıymetli aileleri olmak üzere; “Vatan bizim, zafer bizim” diyen tüm vatandaşlarımız, kurum ve kuruluşlarımız duygu ve düşüncelerini bu deftere aktarmaya davetlidir. Defterimiz, her yıl Temmuz ayı boyunca üniversitemiz Kongre ve Kültür Merkezi’nde halkımızın ve personelimizin paylaşımlarına açık olacaktır. Deftere yazılan tarihi notlar, istek doğrultusunda isimli veya isimsiz olarak, sosyal psikoloji disiplininin bilimsel yöntemleriyle dijital ortama aktarılacaktır. Bu birikim, anma törenlerimizde modern mapping gösterileri ve dijital hafıza sunumları aracılığıyla görsel birer hafıza anıtına dönüştürülecektir. Böylece çocuklarımızın, gençlerimizin ve kurumlarımızın mesajları, geleceğe yön veren ortak bir milli hafıza mirası haline getirilecektir.

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’müz kutlu olsun. Bizleri vatanından, milletinden, ümmetinden ve insanlığından koparmak isteyen zihniyetlere karşı; yaratılanı yaratandan ötürü seven, adaleti mülkün temeli bilen ve mülkün tek sahibinin Cenab-ı Allah olduğuna iman eden sarsılmaz duruşumuz baki kalacaktır. Bu vesileyle, canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. "İrade Bizim, Zafer Bizim!" Destan yürekle yazıldı ve 15 Temmuz ruhuyla Türkiye Yüzyılında daima daha ileriye yürüyeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade buyurdukları üzere; "Türkiye Yüzyılının kahramanları sizlersiniz". Bu zaferin adı; büyük liderliğiyle Sayın Erdoğan’ın vizyonuyla devletimiz ve vatan uğruna tek yürek olan aziz milletimizdir. İrade bizim; gençlik bizim, vatan bizim, bayrak bizim, ezan bizim, demokrasi bizim, özgürlük bizim, devlet bizim, kurumlar bizim... Bu cennet vatan hepimizin ve Türk Bayrağımız ilelebet dalgalanacaktır.

Prof. Dr. Kenan PEKER

Munzur Üniversitesi Rektörü